†B A R T H O L O M EO S
Rab’bin inayetiyle
Konstantinopolis – Yeni Roma Başpiskoposu
ve Ekümenik Patrik, Kilise’nin Tüm Cemaat’ine,
Kurtarıcımız ve Rabbimiz İsa Mesih’ten Lütuf ve esenlik,
Bizden ise dua, takdis ve mağfiret olsun
Pek Muhterem Episkopos Kardeşlerimiz ve Rab’de sevgili evlatlar,
Kutsal bir heyecanla dolu olarak, Tanrı’nın inayetiyle bir kez daha Kutsal ve Büyük Oruç Devresi’ne; çileci (asketik) mücadelenin arenasına, oruç ve tövbe zamanına, tevazu ve duaya, ruhsal uyanıklık ve sevgiye; kalplerimizin gözleri, bizleri insan soyuna Cennet’in kapılarını açan Mukaddes Paskalya’ya yönelten Rab’bin hayat veren Haç’ına çevrilmiş olarak girmekteyiz.
Önümüzde açılan bu mübarek dönem, Mesih’e göre çileciliğin hakikatini ve onun, her ifadesi ve boyutu Dirilişin ışığı ve sevinciyle aydınlanan Kilise’nin Efkharistiya ile olan ayrılmaz bağını bir kez daha kavrama fırsatı sunmaktadır. Çilecilik ruhu, Hristiyanlığa sonradan sokulmuş yabancı bir unsur değildir; Kilise dışındaki düalist ideolojilerin etkisi sonucu da ortaya çıkmamıştır. Asketizm, Hristiyan varoluşunun bir diğer adıdır ve onu İlahî Takdire mutlak güvenle, Mesih’e adanmış bir yaşamın tükenmez manevî sevinciyle, kendini aşma ve kendini adamanın yanında tüm yaradılışa karşı hayırsever sevgi ve saygı ile birleştirir.
Çilecilik keyfî tercihler ve öznel özellikler meselesi değil; Kilise’nin kaidesine ve spiritüel tecrübesine itaat meselesidir. Bu, “ferdî” değil, Kilise’nin sosyal gerçekliğine özgü bir olay olarak tarif edilmiştir. Kilise’nin hayat bölünmezdir. Tövbe, dua, tevazu, bağışlama, oruç ve hayır eserleri birbirine bağlı ve iç içedir. Ortodoks geleneğinde, kendi başına bir amaç olarak riyazet yoktur; zira bu, ferdî çabanın abartılmasına ve kendini haklı çıkarma eğilimlerinin beslenmesine yol açar. Büyük Oruç Devresi, Kilise’yi İlahi lütfun armağanlarının açığa çıktığı yer ve tarz olarak tecrübe etmek için en uygun zamandır; bu daima Rab’bin Dirilişi’nin sevincinin bir ön tadı, imanımızın köşe taşı ve “içimizdeki ümidin” nur saçan ufkudur. İlâhî ilhamla Kilise, Peynir Haftası’ndaki Cumartesi[1] gününde riyazette parlayan Azizlerin ve Azizelerin mukaddes hatırasını yâd eder; zira onlar asketizm yolunun uzun seyrinde imanlıların yardımcıları ve yol arkadaşlarıdır. Ruhsal mücadele meydanında, Üçlü birlikte Tek olan Yaradan’ın inayeti, En Kutsal Tanrıdoğuran ve hepimizin Annesi’nin himayesi ve iman şehitleri ile azizlerin şefaatleri bizimledir.
Sağlıklı Hristiyan birey çileciliği ruh, can ve beden bütünlüğü olarak insanın tamamının Mesih’teki hayata, maddenin ve bedenin küçümsenmesi olmaksızın ve ruhsallığın Manihaist bir daraltılmasına düşmeksizin iştirakidir. Belirtildiği üzere, Hristiyan çileciliği nihayetinde “bedene karşı değil, bedenin lehine bir mücadeledir.” Gerontikon’un[2] da tasdik ettiği gibi: “Bizlere bedeni yok etmek değil, tutkuları yok etmek öğretilmiştir.”
Ne yazık ki, bazı çağdaş düşünürler Hristiyan çileliğini hayat sevincinin inkârı ve insanın yaratıcılığının kısıtlanması olarak nitelemişlerdir. Bundan daha yanlış bir şey olamaz! Çilecilik, sahiplenme ve nesnelere bağlanma tutkusundan; özellikle de benlikten, kendi çıkarını aramadan ve varlığımızı sahip olmakta temellendirmeden özgürleşme olarak, gerçek özgürlüğün kaynağı ve ifadesidir. “Bireysel hak” zindanından çıkıştan, insan kardeşine açık olma ve sevgiden, içsel “iyi değişim”den ve Yaratıcı’nın emirlerini uygulamada sebatkârlıktan daha hakiki ne olabilir? Oruç, Kilise’nin riyazî ve efharistiyasal ruhunu ifade eden bütüncül bir yaşamın tavrı olduğunda, “ortak bir mücadele” olup kişisel bir yarış teşkil etmediği zaman, ondan daha yaratıcı ne vardır? Tövbeden, yani hakikate yönelen hayatî bir istikamet olarak içsel dönüşten, İlâhî Lütuf’un kudretini, Mesih’teki hayatın derinliğini ve ebedî yaşam ümidini yeniden keşfetmekten daha varoluşsal açıdan sarsıcı ne olabilir? Dikkat çekicidir ki, Kutsal ve Büyük Oruç Devresi’nin ilk Hristiyanlık dönemindeki, Kutsal Diriliş Liturjisi’nde vaftiz’e hazırlık dönemi karakteri, “tövbe ahlâkı” ile yer değiştirdiğinde dahi, bu devrenin “ikinci bir vaftiz” olarak yaşanması devam etmiştir. Bu sebeple oruç ve tövbe dönemi kasvet içermez. İlâhilerimiz “orucun baharı”ndan söz eder; Teoloji ise Büyük Oruç Dönemi’ni “ruhsal bir ilkbahar” ve “sevinç ve ışık dönemi” olarak adlandırır. Bütün bunlar, çağımızın derin antropolojik türbülanslar ve kültürel kökenli yeni yabancılaşmaları karşısında özel bir güncellik ve değer kazanmaktadır.
Bu duygu ve düşüncelerle, Rab’bin hâkimiyeti altındaki her yerde bulunan Mesih’in Kutsal ve Büyük Kilisesi’nin evlatlarına hatırlatırız ki, 626 yılından bu yana 1400. yılın tamamlanması münasebetiyle tertip edilen kutlamalar, Akathistos İlahisi gününde doruğa ulaşacaktır. O yıl, Konstantinopolis’in tehlikeli bir kuşatmadan kurtuluşu için Meryem Ana’ya şükran ifadesi olarak, Vlaherna kutsal mabedinde Akathistos İlahisi ilk defa ayakta okunmuştur. Hepinize, riyazet ve sabırla, şükran ve hamd refakatinde hayırlı bir şekilde tamamlanacak bir oruç dönemi niyaz ederiz.
Sevgi içinde hakikati yaşayarak ve Rab’de takdis olunarak, O’nun nur saçan Dirilişi’nin doluluğuna erişelim.
Kutsal ve Büyük Oruç Dönemi, 2026.
Rab huzurunda hepinizin hararetli duacısı
†Konstantinopolis Başepiskoposu Bartholomeos
__________
1. Peynir Haftası: Ortodoks Kilisesi’nde Büyük Oruç’tan hemen önceki, etin yenmediği ancak süt ve süt ürünlerinin tüketilebildiği son haftadır.
2. Aziz Pederlerin vaaazları, öğretileri bulunan kitap(lar).

Δεν υπάρχουν σχόλια:
Δημοσίευση σχολίου